Dün babamın mezarını ziyarete gittik annemle. Her gittiğimizde mezar görevlilerinden Sefa’yla da konuşuyoruz, Sefa mezarın toprağıyla, çiçekleriyle falan ilgileniyor. (Sefa çok hafif Gargamel’e benziyor, ama açık kumral ve mavi gözlüsü ve sevimli ifadelisi… Belki daha çok Gargamel’le Şirine’nin aşk çocuğu gibi… Her neyse.) Gitmişken mermer işini de halledelim diyoruz. Annemle Sefa nasıl olur, kaça yapılır konuşup anlaştıktan sonra annem “Bak sana yaptırmamamı söylediler bana. Ben yine de sana yaptırıyorum. Güzel yap olur mu? En iyi şekilde yap.” diyor. Sefa da hiç şaşırmayarak, neden bahsedildiğini bilir gibi “Ben o konuşanların hepsini Allah’a havale ediyorum. Sen merak etme abla, çok iyi yapacağım” diye cevap veriyor. Ben konuşmanın bu kısmına hiç anlam veremiyorum. Anneme mezarı Sefa’ya yaptırmamasını kim ve neden söylemiş olabilir? Ama yine de ona yaptırıyoruz?
Daha sonra annem duasını ederken Sefa bana diğer mezarları gösteriyor örnek olarak. Şöyle mermerler var, yüksekliği ne olsun, vb. Tam o sırada annem duasını bitirip bize doğru yürümeye başlıyor. Sefa’yla uzaktan bize doğru yürüyen anneme bakıyoruz. Sefa bana “anneniz çok değerli bir insan” diyor. Ben kafam daha da karışmış bir şekilde “E-evet… annem çok iyidir“ diye geveliyorum ama aradaki dinamiğin ne olduğunu meraktan çatlamak üzereyim.
Mezarlıktan çıkınca hemen soruyorum anneme “neden mezarı Sefa’ya yaptırma dediler sana?”. Annem boşver diyor. Ya söylesene diyorum. İstemeye istemeye “Sefa Alevi’ymiş de o yüzden“ diyor. Hiiiiii diyebiliyorum önce sadece. Hiiiiii! Çünkü bunu anneme söyleyen aptal belli ki annemin de Alevi olduğunu bilmiyor. Bir yandan inanılmaz sinir oluyorum lafın dangalaklığına ve annemin dolaylı olarak hakarete uğramasına, diğer yandan böyle gaflara ve rahatsız edici anlara öteden beri bir düşkünlüğüm de yok değil. Dolayısıyla yüzümde bir dehşet ifadesi var ama içeride bir kahkaha yavaş yavaş büyüyor ve birazdan patlayacak biliyorum. “KİM söyledi bunu sana?” diyorum. Annem bir türlü kim olduğunu söylemiyor. Söylemezsen şuradan şuraya gitmem diyerek son kozumu oynayınca annem ismi veriyor. “O da diğer mezar görevlilerinden duymuş, ona demişler Alevi’ymiş, yüksek fiyat söylermiş diye”. “Aleviler yüksek fiyat mı istermiş? Bunu da ilk defa duyuyorum. Uyduracak başka şey bulamadılar heralde… Peki sen sana bunu söyleyene dedin mi ‘ben de Aleviyim’ diye?“ ”Hayır demedim.” ”Neden demedin?” ”Adam çok mahçup olacaktı.”
O an annemin yüzüne bakakalıyorum. Hem biraz hayran oluyorum hem de acaba ben söyler miydim?, acaba adamın bilmesi gerekir mi? diye sorulara dalıyorum. Annem araya bir “ablana söyleme sakın!” sıkıştırıyor. Sanırım ablamın “Duygucum sen merak etme. Ben çok münasip ve nazik bir dille söylenmesi gerekeni söylerim” diyip tam da annemin istemediği şekilde ortamı bombalayıp adamı yerin dibine sokmasından korkuyor. Bütün bu düşüncelere daha fazla dayanamayıp gülmeye başlıyorum. Ağzımdan “ay çok fenaymış… ay tam rezillikmiş“ler çıkıyor ama alenen kahkaha atıyorum. Annem gülmüyor bu arada, “Görüyor musun, adam Alevi diye para kazanmasını bile istemiyorlar” diyor. O laf beni bir kendime getiriyor. Neye gülüyorum lan ben diyorum kendi kendime.
Bunun üzerine neye güldüğümün bir listesini yapıyorum. 1. Diğer mezar görevlilerinin götlüklerinin tam ters tepip işin yine Sefa’ya gitmesi. 2. Bunu anneme “ileten” kişinin anneme aklınca iyilik yapmak amacıyla böyle bir pot kırması VE bunu asla bilmeyecek olması… Bir de tabii şu gerçek: Toprağın altında hepsi birilerinin anası, babası, ninesi, çocuğu onlarca insan, üzerlerine diktiğimiz çiçekler, hatıralar, doğum-ölüm tarihleri, mezar taşlarını silen kadınlar, okunan dualar… Ama buna ilaveten yukarıda dönen –tanık olmak için mezarlığın kapısından çıkmaya dahi gerek olmayan- pislikler, dedikodular… Yani hayat elbette devam ediyor. Ama hayat üç gün önce koyduğum armutların güzelliğiyle olduğu kadar tüm iğrençliği, haksızlığı ve saçmasapanlığı ile de devam ediyor. Perspektife bu da girsin, yani girmeli, daha doğrusu giriyor.
Bütün bunları babamla da paylaşmayı çok isterdim. Mezarı Sefa’ya yaptırdığımıza sevinirdi bence (mezhebini paylaşmadığı halde, sırf adam böyle bir haksızlığa uğradığı için). Duruma da gülerdi diye tahmin ediyorum. Kahkaha atmazdı ama onun kıskıs bir gülüşü vardı, öyle gülerdi heralde. Belki de gülmezdi gerçi… Asıl bunu tam bilememek koyuyor ama o konulara şimdi hiç girmeyelim.

(Fotoğraf Şubat 2006′dan.)