










Genç Osman Kıraathanesi, İstanbul, Şubat 2012











Genç Osman Kıraathanesi, İstanbul, Şubat 2012

Cem Özel’in albümü çıktı/çıkmak üzere! İsmi İnim İnim. Kapak fotosunu (yukarıda) ben çektim diye demiyorum, albüm çok güzel olmuş.
(Hatta burada yasa dışı yollardan favori şarkımı paylaşacaktım ama mp3 koymak için başka şeyler gerekiyormuş. Yuh sana wordpress!) Gerçi albümü satın alıp 11.şarkıyı da çalabilirsiniz, öyle daha kolay olur belki. (Sinsi oyunlarım…) Bir de 5 Mart’ta Babylon’da konseri var!
“Sözgelişi, onuruna çok düşkün bir adamım ben. Bir kambur, bir cüce kadar da kuruntulu, alınganım; ama ne yalan söyleyeyim, birisinin kalkıp beni tokatlamasından kıvanç duyacağım çok zamanlar olmuştur. Ciddi söylüyorum; herhalde bunda da ayrı bir tat, kuşkusuz acıdan doğan bir tat bulabiliyordum. Acıda hazların en tatlısı saklıdır, hele bir de insan, durumunun umarsızlığını çok iyi anlarsa! Dönelim yine tokat konusuna; tokadı yer yemez bilincim, içine düştüğüm durumu incelemeye koyulur. En önemlisi de kendimi her davranışımda suçlu bulmamdır, daha kötüsü, değişmez yasaların bir sonucuymuş gibi suçsuzken bile kendimde bir suç aramamdır. Bunun birinci nedeni, çevremdekilerden daha akıllı olmamdır herhalde. (Her zaman kendimi çevremdekilerden daha akıllı bulur, hatta inanmazsınız, bundan dolayı utanırdım. En azından kimsenin yüzüne açıkça bakamaz, bakışlarımı kaçırırdım.) Suçlu olmamın ikinci nedeni ise, gönlü yüce bir insan da olsam, bunun yararsızlığını görerek üzüleceğimi anlamamdır. Herhalde gönlü yüceliğimi hiçbir yerde kullanamazdım. Tokat atanın bunu doğa yasalarına uyarak yaptığını kabul ederek, hem doğa yasalarını bağışlamak elde olmadığı için adamı bağışlamaz; hem de, aynı yasalar nedeniyle de meydana gelse, bu incitici olayı unutamazdım.” – Yeraltından Notlar (Mehmet Özgül çevirisi)
Bunu okuyunca beni bir sıcak bastı. Gül gül gül ama sadece gülmekten değil! Bu sıçancık (THE sıçancık. DAS sıçancık.) ben miyim, yok yok tam ben sayılmam, ama kendisini tanır gibiyim, eyvah biraz benim aslında, ama herkes biraz böyle değil midir canıııım… düşünceleri arasında yastığın içine, yatağın altına mı gireyim, perdenin arkasına mı saklanayım bilemeden, bir yandan “inanır mısınız bakışlarını da kaçırırmış akıllılığından…al-la-hımmmmmm” diye diye, insana gerçekten harika yazılmış bir şey okurken gelen göbek atma isteği içinde. İşte bir de bunların sıcak basması.
Şimdi akşam akşam fıkra gibi “Dostoyevski büyük yazar haa” yazıp buraya bu pasaj için çektiğim bir fotoğrafı koymak biraz ayıp geliyor… ama tam olarak bunu yapacağım. (İlham için Dostoyevski’den aşağısının kurtarmamasının de kendine has utancından ve bu utancın hazzından bahsetmiş midir acaba, henüz bitirmedim.)

“Canım, görünce bizi hatırladım. Bizim aşkımız da biraz böyle değil mi: alçıdan yapılmış ve Bimeks’in tam karşısında… Seni seviyorum bitanem.”


İstanbul’da bir AVM, Şubat 2012